Kansere Radyoaktif Tedavi

Yazan: Araş. Gör. Dr. Özgür Uğraş Akgün, “Kansere Radyoaktif Tedavi, İstanbul Üniversitesi Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:6, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Yıl:2011, ss:58-65)

 

Yazının yer aldığı dergiyi okumak için tıklayın:

http://iudergi.istanbul.edu.tr/s6/index.html

 

Kemoterapi ve cerrahi yöntemlerle tedavi edilemeyen nöroendokrin kanser vakalarına uygulanan radyonüklit ilaç, Türkiye’de sadece İstanbul Üniversitesi bünyesinde üretiliyor. Prof. Dr. Levent Kabasakal, bu ilaçla hastaların yaklaşık %5’inin tamamen tedavi olabildiğini, yaklaşık % 80’inin ise daha iyi duruma geldiğini dile getirdi.

 

Türkiye’de sadece İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde üretilen bir radyofarmasötik, çok na­dir görülen ancak tedavi seçeneği çok az olan nöroendokrin kanser hastaları için ikinci bir tedavi olanağı sunuyor. Kemote­rapi ve cerrahi yöntemlerle tedavi edileme­yeceği anlaşılan hastalara uygulanan radyo­aktif tedavi yöntemi ile hastaların yaklaşık % 5’i tamamen tedavi olabiliyor. Yaptığı çalışmalarla ilacın Türkiye’de de üretilme­sini sağlayarak bu gruptaki hastaları yurt dışına gitme zorunluluğundan kurtaran İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Kabasakal, sorularımızı yanıtladı.

 

Nöroendokrin kanserler hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Nöroendokrin kanserler nadiren görülen ancak son yıllarda artış eğilimi gösteren kan­ser türlerinden birisidir. Çoğunlukla mide, bağırsak ve pankreasta, ikincil olarak da ak­ciğerde ortaya çıkar. Genellikle yavaş ilerler; hastalar, çok uzun süre belirti vermeksizin hastalıkla yaşarlar. Tanısı genellikle tesadü­fen konulur. Hastalığın tanısı ve evrelemesi için şimdilik ülkemizde sadece bizim tara­fımızdan üretilen görüntüleme yönteminin kullanılması gerekir.

 

Radyofarmasötik ne demektir?

Radyofarmasötikler insanlarda teşhis ve tedavi amacıyla kullanılan, yapısında radyo­nüklit içeren radyoaktif ilaçlardır.

 

Radyoaktif ilaçların kanserin teşhis ve tedavisinde oynadıkları rol nedir?

Radyoaktif ilaçlar genellikle hedef doku­ ya ilerleyen biyoaktif bileşen ve bu bileşene bağlı radyoaktif maddelerden oluşurlar. Te­davi amacı ile uygulanan radyoaktif ilaçlar hedef dokuya (tümör hücresi gibi) ulaştıkla­rında, hedefe çok yüksek bir enerji bırakarak hedefi bulunduğu çevreye zarar vermeden ortadan kaldırırlar. Nöroendokrin kanser tedavisinde kullanılmak amacıyla bölümü­müzde hazırlanan ve uygulanan 177Lu- DOTATATE, bu şekil etki mekanizmasına sahiptir. Bu ilaç, hakikaten bu hasta grubu için umut olarak gözükmektedir.

 

Uyguladığınız tedavi yönteminin başarı şansı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bizim uyguladığımız tedavi ile bu hastalar % 5 – % 10 oranında tamamen, % 15 – % 20 oranında kısmen tedavi olabilir. % 30 – % 40 oranında da hastalığın ilerlemesi dur­durulabilir. Dolayısıyla % 80’e yakın hasta, bu tedaviden ciddi anlamda yarar görebilir. Ayrıca bu hastaların geçirilemeyen ağrıları, durdurulamayan kan şekeri düşüklükleri, ishalleri, diyareleri vardır. Bu tedavi ile adı geçen belirtilerin pek çoğunun ortadan kal­dırılmasına, dolayısıyla hastanın iyileşmesine çok büyük katkıda bulunarak yaşam kalitesi­nin yükseltilmesini sağlıyoruz.

Şu ana kadar 36 hastayı tedavi ettik. Hastalığın çok ileri evre olması nedeniyle bu hastalardan 3 tanesini kaybettik. Ama uygulanan tedavinin, geri kalan hastaların tamamında çok ciddi ağrı, ishal gibi yan etkileri ortadan kaldırdığını söyleyebiliriz. Tedaviler tamamlandıktan sonra tedavilerin etkilerini değerlendirebileceğiz.

 

Hastalar size nasıl başvuruyor?

Hastaların bize doğrudan başvurması­nı kabul etmiyoruz; onkologlar vasıtasıyla geliyorlar. Kemoterapi şansları varsa önce kemoterapi almalarını tavsiye ediyoruz. Çünkü biz hastalara yüksek miktarda rad­yasyon veriyoruz. Esasında radyasyon, eğer kontrollü bir biçimde kullanılırsa zararlı değildir; ama prensip olarak yüksek radyas­yondan kaçınmak gerekir. Dolayısıyla biz bunu genellikle son tercih olarak kullanmak istiyoruz. Eğer hasta bilinen standart kemo­terapileri alabiliyor ya da kendisine cerrahi tedavi uygulanabiliyor ise biz bu tedaviyi uygulamıyoruz. Onkologlar “Bu hastanın artık kemoterapiden yarar görmeyeceği an­laşılıyor.”, cerrahlar “Biz bu kişiyi ameli­yat edemeyiz.” dedikten sonra hasta bize yönlendiriliyor. Ancak bu, hastalarımızın ömürlerinin son döneminde oldukları an­lamına gelmiyor; genel olarak bakıldığında, hastalarımızın büyük bir kısmının fizik du­rumları oldukça iyi görünüyor.

 

İlaç hastaya nasıl uygulanıyor?

Hastaya ilaç, serum fizyolojik içerisinde, infüzyon şeklinde uygulanıyor. Bu hastaları, radyasyon güvenliği uygulanmış özel odalara alıyoruz. Hasta yakınlarının hastanın yanına girmelerine genel olarak izin vermiyoruz; nadiren, çok kısa sürelerde buna izin veriyo­ruz. Bu odalara, sadece bu alanda özel eğitim alan uzmanlar, kontrollü şekilde girebiliyor.

 

Bu ilacın hazır olarak temin edilememesinin nedeni nedir?

Çok fazla sayıda hastaya hitap etmediği için ticari kurumlar bu ilaçta ciddi bir kâr görmüyor, bunu üretmiyorlar. Dolayısıyla bu ilacı eczaneden ya da eczane gibi yerler­den almanız mümkün değil. İlacı hastanenin içerisinde, kendinizin üretmesi gerekiyor. Bu üretimi yapmak için de üretim bilgisine ve teknolojik altyapıya sahip olmanız şart. Dün­yada bu ilacı kendisi üretip uygulayan 7-8 merkez var. Biz bu 7-8 merkezden bir tane­siyiz. Şu anda ise Türkiye’deki tek merkeziz.

 

Sizin çalışmalarınızın öncesinde hastalar bu hizmeti nasıl alıyordu?

Daha önce Türkiye’deki bu hastalar Sağ­lık Bakanlığı tarafından yurt dışına gönde­riliyordu. Bu da ekonomik olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na yüksek bir maliyet ge­tiriyordu. Hastalara öncelikle görüntüleme yapılıyor. Görüntüleme satın alınarak yapı­lırsa SGK’ya 4.500 TL’ye mal oluyor. Biz, tedavi hizmeti yanında, hastaların görüntü­lenmesinde kullanılan ilaçların üretimini de yapmaktayız ve bu amaçla kullanılan tekno­lojik altyapıyı saymazsak bir ilacı 60 Avro’ya mal edebiliyoruz. Bugüne kadar aşağı yukarı 700-800 hastayı görüntülediğimizi düşü­nürsek, önceden yurt dışına transfer etmek zorunda kaldığımız 1.2 milyon TL gibi bir parayı vermemiş olduğunuzu söyleyebilirim. Bu tedaviyi alabilmek için yurt dışına giden hastaların sadece yol parası, konaklama ve hastane masraflarını düşünürsek, yaklaşık olarak 25 bin Avro gibi bir maliyeti oluyor­du. Tedavinin içeriğinde üç kere uygula­manın gerekliliği söz konusu olduğundan, 75 bin Avro gibi bir rakam ortaya çıkıyor. Tedavi için üç kere gidip gelmenin, hasta yakınının ve hastane masraflarının SGK’ya maliyeti yaklaşık 6.000 – 7.000 Avro’dur. Bütün rakamları bir bütün olarak düşündü­ğümüzde, sadece bir kurumun sağlık har­camalarında yaratabileceği katma değerin büyüklüğü ortaya çıkıyor. Şimdi hastaları­mızı yurt dışına göndermiyoruz, ilacı kendi hastanemizde üretip hastalara uyguluyoruz.

 

Teşhis amaçlı ilaçlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Teşhis amaçlı ilaçlardan bir tanesi Pozit­ron Emisyon Tomografisi (PET), diğeri de Tek Fotonlu Bilgisayarlı Emisyon Tomog­rafisi (SPECT) uygulamalarında kullanıl­makta olan 2 farklı görüntüleme ilacı üretip uygulamaktayız.

 

İlacı Türkiye’de üretmeye nasıl karar verdiniz?

2001 yılında ekonomik kriz ortaya çık­tıktan sonra, kullandığımız bazı malzemeler alınamaz hale geldi. Bunun üzerine bu ko­nuyla ilgili kongrelerden tanıdığım nükleer tıp alanının Einstein’ı kabul edilen Prof. Dr. Helmut Maecke ve o sıralarda Viyana’da bulunan Prof. Dr. Amir Kurtaran ile te­mas kurdum. İncelemelerimde, ilacın üretim maliyetinin çok düşük olduğunu ve küçük bir laboratuvar içerisinde bütün bunların üretiminin yapılabileceğini gördüm. Biz ne­den bunu yapmayalım düşüncesiyle İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne başvur­dum. Eczacılık Fakültesi’nde dönemin deka­nı Prof. Dr. Aysel Gürsoy ve şu anki dekan Prof. Dr. Ahmet Araman konuya büyük ilgi gösterdiler. Onlar da benim heyecanımı paylaştılar ve 2001 yılında konuyla ilgili bir plan yaptık. Kendileriyle yaptığımız görüş­meler sonucunda, Eczacılık Fakültesi’nden Emine Meltem Ocak, yüksek lisans ve dok­torası süresince bu konu üzerinde çalıştı. Avrupa Birliği tarafından desteklenen Euro­pean Cooperation of Science and Techno­logy (COST), TÜBİTAK ve üniversitemi­zin Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’nden çok ciddi bir kaynak aldık. Bu süreçte ayrıca Meltem Hanım’ın 2 yıl boyunca depart­manlarında bilimsel çalışmalarda bulunduğu Innsbruck / Avusturya’dan İrine Virgolini ve Prof. Dr. Clemens Decristoforo’nun da büyük desteğini gördük.

 

İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı ve Eczacılık Fakültesi Farmasötik Teknoloji Ana Bilim Dalı’nın or­tak çabaları sonucu, 2010 Mayıs ayından bu yana hastaları tedavi etmeye başladık. Bütün bu işlerde Meltem Hanım’ın, yaklaşık sekiz yıllık bir sürecin her aşamasında çok büyük katkısı ve emeği vardır. Laboratuvarımız gerekli bütün izinleri tamamlayarak Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almıştır. Laboratu­varımız, Avrupa Birliği’nin 2009 yılında ya­yımladığı normlara uygunluğu bakımından şu anda Avrupa’daki sayılı birkaç laboratuvar arasındadır. Bu normlara uygun olan labora­tuvar sayısı Avrupa’da bile çok azdır.

 

İ.Ü. Bilim Sanat Dergisi Röportajından alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

12/10/2011
4916 defa okundu
İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü
34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul
Tel: 0 (212) 440 00 00